Bağımlılık tedavisinde günlük hayatta sık karşılaşılan ve önemli gördüğüm konulardan biri, ailelerin hastanın bilgisi ve onayı olmadan ilaç kullandırmaya çalışması ya da gizlice kan düzeylerini kontrol ettirmek istemesidir. Bu tür yaklaşımlar bazen ciddi sorunlara yol açabilir. Hekimlerin temel amacı, bağımlılık yaşayan bireye ve ailesine yardımcı olmaktır; ancak aile bu sürecin kontrolünü ele almaya çalıştığında, farkında olmadan sorunun bir parçası hâline gelebilir. Bu durum, zaten çözülememiş olan bir tıkanıklığın daha da pekişmesine ve bir kısır döngünün oluşmasına neden olur.
Bu nedenle bağımlılık gibi durumlarda, hasta yakınlarının tedavi sürecini yürüten ekibe güvenmeleri ve süreci uzmanlara bırakmaları son derece önemlidir. Genellikle iş birliği yapan ve hekime güvenen ailelerle çalışmak daha kolay olur; çünkü yönlendirmelere uyulur ve tedavi süreci daha sağlıklı ilerler.
Bağımlı bireyin yakınlarına özellikle vurgulanması gereken noktalardan biri şudur: Kişiyi gizlice takip etmek, zorla test yaptırmak, baskı kurmak ya da denetlemeye çalışmak tedavi edici değildir. Bu tür yöntemler genellikle işe yaramaz ve biz tedavide bu yaklaşımları kullanmayız. Psikoterapide “ikna etme” ya da zorlayıcı yöntemler etkili bir tedavi yolu değildir; aksine çoğu zaman ters etki yaratır.
Tedavi sürecinde tetikleyici unsurların da ele alınması gerekir. Bağımlı kişinin madde kullanımını hatırlatan ya da özendiren ortamların, kişilerinin ve durumların mümkün olduğunca ortadan kaldırılması önemlidir. Bunun yanı sıra, kişinin zamanla kaybettiği yaşam amaçlarının, değerlerinin ve anlamlı bulduğu alanların yeniden ortaya çıkarılması gerekir. Kişinin hayatında önem verdiği, anlam yüklediği alanlarla yeniden meşgul olması, iyileşme sürecinin temel taşlarından biridir. Bu süreç mutlaka bir iş birliği içinde yürütülmelidir.
Unutulmamalıdır ki hiç kimse bir başkasını zorlayarak değiştiremez. Değişim, ancak kişinin kendi isteği ve farkındalığıyla mümkündür. Bu nokta, hasta yakınlarının özellikle dikkat etmesi gereken bir konudur.
Bir diğer önemli mesele ise hasta yakınlarının kendilerini suçlama eğilimidir. Pek çok aile, “küçükken yanlış davrandık”, “travmalar yaşattık” gibi düşüncelerle kendini sorumlu hissedebilir. Ancak bu bakış açısı doğru değildir. Bağımlılık, birçok etkenin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan çok boyutlu bir hastalıktır ve tek bir kişinin davranışıyla ya da sözüyle ortaya çıkmaz. Ayrıca bağımlılığı sürdüren ve tekrar etmesine neden olan pekiştirici faktörler vardır; bu faktörler devam ettikçe kişi kendini tekrar tekrar aynı döngünün içinde bulabilir.
Aile yakınlarının yoğun suçluluk duygusu, yardımcı olmak yerine yeni çatışma alanları yaratabilir. Bu nedenle dikkatli olunması gerekir. Bazen eş, anne ya da yakın çevredeki diğer kişiler farkında olmadan bağımlılığın sürmesine katkıda bulunabilir. Bu durumla klinik pratikte sıkça karşılaşılır. Bu yüzden bağımlılık tedavisinde yalnızca bireyin değil, yakın çevresinin de bilgilendirilmesi büyük önem taşır.